Bir tasarımcı olarak her gün binlerce görselin arasından geçiyorum. Ama son zamanlarda tuhaf bir şey fark ettim: Hangi platforma girersem gireyim, karşıma çıkan tasarımlar, fotoğraflar, hatta insanların evleri ve kıyafetleri bile birbirine benzemeye başladı. Sanki dünya, devasa bir "Kopyala-Yapıştır" merkezine dönüştü.
Peki, yaratıcılığımıza ne oldu? Cevap basit ve bir o kadar da sinsi: Algoritmalar.
Beğeni Odaklı Tasarım Tuzağı
Artık bir şeyi "güzel" olduğu için değil, "etkileşim alacağı" için yapmaya başladık. Bir görsel tasarlarken, beynimizin bir köşesinde hep o ses yankılanıyor: "Bunu Instagram sever mi? Keşfet'e düşer mi? İnsanlar bunu kaydeder mi?"
Eskiden tasarım bir "ifade" biçimiydi; şimdi ise bir "denklem" çözme işine döndü. Algoritma neyi seviyorsa (parlak renkler, minimalist fontlar, merkezlenmiş objeler...), biz de ona göre şekil alıyoruz. Çünkü algoritmanın sevmediği iş, ne kadar dahice olursa olsun, dijital karanlıkta yok olup gitmeye mahkum.
"Pinterest Evleri" ve Standartlaşan Hayatlar
Bu durum sadece tasarımcıları değil, herkesi vurdu. Bir kafeye gidiyorsunuz; dekorasyonu, ışığı, hatta sunumu bile "fotoğrafı çekilsin ve paylaşılsın" diye yapılmış. Evini dekore eden birine bakıyorsunuz; kendi zevkini değil, Pinterest'teki "en çok kaydedilen" evleri taklit ediyor.
Kendi özgün "kusurlarımızı" kaybettik. Her şey o kadar steril, o kadar pürüzsüz ve o kadar "genel beğeniye uygun" ki; içinde insan nefesi barındıran o eski, ruhu olan işleri mumla arar olduk.
Yaratıcılığın Ölümü: Ortalama Olanın Zaferi
Algoritmalar doğası gereği "ortalama"yı sever. Çoğunluk neyi sevdiyse size onu dayatır. Bu da yeni, aykırı ve ezber bozan fikirlerin önünü kesiyor. Bir tasarımda risk almak, algoritmanın güvenli sularından çıkmak demek; bu da dijital dünyada "görünmez" olmayı göze almak demek.
Bizler, algoritmaları beslemek için içerik üreten birer "veri fabrikası"na dönüştük. Kendi estetik algımızı, bir yazılımın insafına bıraktık.
Filtreyi Kapatma Vakti
Bence artık biraz "çirkin" olma, biraz "aykırı" durma ve biraz da "kimse beğenmese de olur" deme lüksümüzü geri kazanmalıyız. Başkalarının kaydetmesi için değil, kendimizi ifade etmek için üretmeliyiz.
Gerçek sanat ve tasarım, algoritmanın henüz çözemediği o "insani hata"da gizlidir. Eğer herkes gibi görünmeye başlarsak, aslında hiçbirimiz yokuz demektir.