Milli Eğitim Bakanlığı'nın müfredat programında gerçekleştirdiği kavramsal güncellemeler, eğitim camiasında ve kamuoyunda geniş yankı uyandırmaya devam ediyor. Ders kitaplarında uzun yıllardır yerleşik olarak kullanılan bazı coğrafi ve tarihi terimlerin değiştirilmesi, bu adımların arkasındaki dilbilimsel, tarihi ve siyasi gerekçelerin derinlemesine incelenmesini beraberinde getirdi.
EGE DENİZİ'NİN ADI NEDEN DEĞİŞTİ VE ADALAR DENİZİ NE DEMEK?
"Ege" kelimesi, köken olarak Türkçe bir kelime değildir; Yunan mitolojisindeki Atina Kralı "Aigeus" (Egeus) adından türetilmiştir ve dolayısıyla Helen kültürüne ait bir adlandırmadır. Buna karşılık, üzerinde binlerce adanın ve adacığın bulunması sebebiyle bu deniz, Türk tarih arşivlerinde, haritalarında ve denizcilik literatüründe yüzyıllar boyunca "Adalar Denizi" veya Osmanlı Türkçesiyle "Bahr-i Sefid" (Akdeniz - o dönemde Ege, Akdeniz'in bir parçası olarak kabul edilirdi) olarak anılmıştır.
Müfredatta "Ege Denizi" yerine "Adalar Denizi" ifadesinin kullanılmaya başlanması, bölgenin batı merkezli mitolojik isimlendirmelerden arındırılarak, Türk coğrafya geleneğindeki ve tarihi belgelerdeki orijinal karşılığının yeniden canlandırılması amacını taşımaktadır.
MÜFREDATTA NEDEN DEĞİŞİKLİĞE GİDİLDİ?
Milli Eğitim Bakanlığı'nın ders kitaplarındaki terimleri revize etme kararı, basit bir harf inkılabı ya da kelimelerin birebir Türkçeye çevrilmesi işleminden ibaret değildir. Bu değişikliğin arkasında yatan temel gerekçeler ve felsefe şu şekilde özetlenmektedir:
-
Milli ve Tarihi Perspektif: Batı merkezli tarih ve coğrafya anlatılarının yerine, olaylara ve coğrafyaya Türk tarih bilinciyle bakılması hedeflenmiştir.
-
Kavramsal Anlam Dönüşümü: Yapılan değişikliklerde doğrudan bir "anlam kayması" değil, olayların ve mekanların özünü daha doğru yansıtan bir "anlam derinliği" ve "perspektif değişimi" söz konusudur.
ANLAM DEĞİŞİKLİĞİ Mİ VAR YOKSA TÜRKÇEYE ÇEVİRİ Mİ?
Müfredatta yenilenen diğer terimler incelendiğinde, amacın sadece kelimeleri Türkçeleştirmek olmadığı, olayların arkasındaki sömürgeci ya da taraflı bakış açısını nötrlemek veya milli çıkarları gözetmek olduğu açıkça görülmektedir:
-
Coğrafi Keşifler -Sömürgeciliğin Başlangıcı: Bu bir tercüme değildir, tam bir anlam ve bakış açısı değişikliğidir. Batı dünyasının "keşif" olarak adlandırdığı ve romantikleştirdiği sürecin, aslında dünyanın geri kalanı için yağma, köleleştirme ve sömürge düzeninin başlangıcı olduğu vurgulanmaktadır.
-
Haçlı Seferleri -Haçlı Saldırıları: "Sefer" kelimesi daha çok düzenli askeri harekatları çağrıştırırken, "Saldırı" ifadesi Doğu dünyasına, İslam coğrafyasına ve Anadolu topraklarına yönelik yapılan istila hareketlerinin niteliğini daha net ve eleştirel bir dille ortaya koymaktadır.
-
Orta Asya- Türkistan: "Orta Asya" ifadesi, XIX. yüzyılda Çarlık Rusyası ve Batılı coğrafyacılar tarafından bölgenin Türk kimliğini unutturmak ve coğrafyayı sıradanlaştırmak amacıyla yaygınlaştırılan jeopolitik bir terimdir. MEB, bu bölgeye bin yıllık tarihi adı olan ve "Türklerin Yurdu" anlamına gelen "Türkistan" ismini iade ederek tarihi bir hafıza tazelemesi yapmıştır.
Sonuç olarak; müfredattaki bu köklü terminoloji hamlesi, kelimelerin sözlükteki Türkçe karşılıklarını bulma çabasından ziyade, öğrencilere tarihi ve coğrafi olguları kendi medeniyet havzalarının ve milli menfaatlerinin penceresinden okutma vizyonunun bir parçası olarak değerlendirilmektedir.
Tuğçe Gevşek