Uzman Vaiz Abdullah Tuzcu Yazdı: Huzurun Kaynağı Aile
Paylaş

Uzman Vaiz Abdullah Tuzcu Yazdı: Huzurun Kaynağı Aile

Ekleme: 05.03.2026 18:20 Güncelleme: 30.05.2026 19:45

Uzman Vaiz Abdullah Tuzcu, aile yapısındaki modern bozulmaları ve çözüm yollarını kaleme aldı. Tuzcu, huzurun ithal yöntemlerde değil, kendi dinimiz ve örfümüzde olduğunu vurguladı.

Uzman Vaiz Abdullah Tuzcu, kaleme aldığı makalesinde ailenin hem birey hem de toplum için en temel huzur kaynağı olduğunu vurguladı. Tuzcu, günümüzde artan boşanma oranları ve evlilik yaşının yükselmesi gibi sorunların çözümünün, "masa başı toplum mühendisliği" projelerinde değil, kendi öz kültürümüzde ve dini değerlerimizde aranması gerektiğini belirtti.

İşte yazının tam hali: 

“Horantan iyiyse düğün senin neyine gir oyna çık oyna, horantan kötüyse matem senin neyine gir ağla çık ağla.” Horanta TDK ve Kubbealtı Sözlüklerine göre “ev halkı, aynı çatı altında yaşayan insanların her biri” demek. Büyüklerimiz ailenin, huzurun da huzursuzluğun da kaynağı olduğunu ne güzel özetlemişler. Önce huzura sonra huzursuzluğa değinelim.

“Kendilerinde huzuru bulasınız diye nefislerinizden eşler yaratması, aranızda sevgi ve şefkat var etmesi Allah’ın varlığının delillerindendir” buyuran Rabbimiz bizleri, huzuru aile içerisinde bulacağımız fıtratta yarattığını ifade buyuruyor. Dış dünyanın streslerinden, ev işlerinin yorgunluğundan en sevdiğimiz, en yakınımız olan insanlarla birlikte olmak kurtarır insanı. En sevdiklerimiz ise birlikte en çok zaman geçirdiklerimizden öte en özel ve güzel zamanlarımızı birlikte geçirdiğimiz aile bireylerimizdir. En acılı zamanlarımızda en yakın dostlarımız bile mecburen de olsa gittiklerinde aile bireylerimiz kalır yanımızda. Acılarımızı onlarla paylaşmaya devam ederiz uzun süre. Sevinçlerimizi paylaşarak artırdığımız, acılarımızı paylaşarak azalttığımız velhasıl huzuru kendileriyle yakaladıklarımız ailemizdir. Diğer bir deyişle ailemiz huzurumuzun kaynağıdır.

Son yıllarda nüfus artış hızımızın düştüğü, evlenme yaşının yükseldiği hatta gençlerin evlenmediği, boşanmaların arttığı herkesin malumu. Devletimiz ve birçok STK durumu tersine çevirmek için çalışmalar yapıyor, önlemler alıyor, projeler üretiyor. Bu çalışmaların muhakkak faydası oluyor. Ama yanlış olan bir şeyler bu sorunları yaşamamıza neden olmaya devam ediyor.

Aile içi şiddetin geleneksel aile yapımızda iddia edildiği kadar yüksek oranlarda olmadığına inananlardanım. Gönül, hiç olmamasını arzu ediyor elbette. Bazı yanlış uygulamalar ise az olanı bitirmek yerine maalesef “erkeğe şiddet” diye bir kavramı doğurdu. Ve yine maalesef ki erkeğe şiddet de toplumda en başta kadına, çocuğa şiddete ve yukarıda saydığımız sorunlara dönüştü. 

Yanlış olduğunu düşündüğüm bir uygulamaya örnek vermek istiyorum. Birinin diğerini dövdüğünü gördüğünüz iki kişinin kavgasında dövüleni desteklemek mi kavgayı bitirir yoksa döveni tutmak mı? Dövüleni desteklemek kavgayı iyice şiddetlendirir. Aile içi şiddette de şiddet göreni güçlendirmek yeni bir şiddet türünün doğmasına neden olduğu gibi var olanında artarak devam etmesine neden oluyor.O halde şiddet göstereni kendi inancıyla, değerleriyle durdurmak gerek.

Bu konuda çalışma yapan kurum ve kuruluşlar anlayışlarında bir sıfırlamaya gitselernasıl olur? Şiddete dönüşen ailevi sorunların çözümünü ithal uygulamalarda, masabaşı toplum mühendisliği çalışmalarında aramak yerine dinimizde, örfümüzde arasak daha iyi olmaz mı?Dinin kaynakları ve bu konulardaki nasslar belli. Örfümüze gelince bunu da 60-70 yıl bir yastığa baş koyan büyüklerimizin hayatlarına bakarak, onların tecrübelerinden faydalanarak yapmak güzel olmaz mı?Bir örnekle sanırım ne demek istediğimi daha iyi anlatabilirim. 

Hafız amca ve hanımı 80-90 yaşlarında ama ailevi huzuru yaşadıkları için dinç kalmış Tekkeköy’ün bir köyünde yaşayan iki büyüğümüz. Bir ziyaret esnasında teyzemiz mutfaktayken Hafız amca “Hocam Allah bundan razı olsun, yemeğimi yapar, evime bakar, bana 5-6 evlat verdi” diye teyzemizden övgüyle bahsedince teyzemiz geldi ve O da “Hocam nasıl yapmam ki? Cennetin yolu bunun rızasından geçiyor” dediğinde ailevi sorunların çözümünün kendilerine çare olamamış milletlerden ithal ve masabaşı çalışmalarla icat uygulamalarda değil kendi dinimizde ve örfümüzde olduğunu anlamış oldum. Zira Hafız amca ve teyzemiz bir minderdeki iki güreşçi gibi davranmak yerine ailevi sorunların çok büyük oranda müsebbibi olan bencilliğe hayatlarında yer vermeyerek bir yastığa 60-70 yıl baş koymuşlar. Huzursuzluğa neden olan haramlarsa hayatlarına hiç girmemiş zaten.

 

Haber Merkezi

Yorum Yap

* Güvenlik gereği ip adresiniz saklanmaktadır. 3. şahıslara kesinlikle paylaşılmamaktadır.