Paylaş

Bugün Yaşananların Nedeni, Siyasi Darbenin de Ötesinde BOP Projesinin Uygulamaya Konmasıdır

Ekleme: 10.09.2025 10:00 Güncelleme: 31.05.2026 00:26

Ülkemiz, çeyrek yüzyıla yaklaşan bir sürenin 2/3’ün de tek parti iktidarı ve son sekiz yılında da her türlü yetkiyi şahsında toplamış tek adam rejimi ile yönetilmektedir. Bu nedenle son 23 yılda ol...

Ülkemiz, çeyrek yüzyıla yaklaşan bir sürenin 2/3’ün de tek parti iktidarı ve son sekiz yılında da her türlü yetkiyi şahsında toplamış tek adam rejimi ile yönetilmektedir.

Bu nedenle son 23 yılda olumlu-olumsuz ne olmuşsa, bunların sorumlusu bu süreçte ülkemizi yönetenlerdir.

Geçmişi sorgulamadan ve geçmişte olanları zaman ayarlı olarak hatırlamadan, günümüzde yaşadıklarımızın gerçek nedenlerini anlayamayız.

Bugüne kadar hiç yaşanmamış boyuttaki ağır hukuk ve hak ihlallerinin yaşanıyor olmasını, sadece siyasi iradenin hukuk dışı dayatmaları olarak görmek, büyük bir yanılgı olur. Artık gerçeği görmek gerekir.

Bugün yaşadıklarımız, SEVR’de yapılamayanların bir başka şekilde yeniden uygulamaya konulmasıdır.

Bugün yaşadıklarımız, Türkiye’yi 4-5 parçaya bölerek ABD güdümünde devletçiklerden oluşacak BOP Projesinin uygulamaya konulmak istenmesinin sonucudur.

Şimdi şöyle 50-60 yıl geriye dönerek, ülkemiz üzerinde yıllardır nelerin planlandığını hatırlayarak, bugünlere nasıl geldiğimizin analizini yapalım; 

  1. Türkler üzerinde oynanan oyunlar 1071’de Türklerin Anadolu’ya girmesi ile başlamış ve Avrupa, HAÇLI SEFERLERİ ile Türkleri Anadolu’dan atmaya çalışmıştır.
  2. Anadolu’da yerleşen Türk Beyliklerinin birleşerek kurduğu Osmanlı Devleti sonraki yıllarda dev bir imparatorluk haline gelmiştir. 600 yıl süren imparatorluk zamanla eski gücünü kaybetmiş ve Osmanlı İmparatorluğu girdiği 1. Dünya Savaşını kaybederek yıkılırken, imzaladığı SEVR Antlaşması ile son vatan toprağımız Anadolu’da İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan tarafından paylaşılmıştır.

Bu işgale karşı direnen Mustafa Kemal, başlattığı Kurtuluş Savaşını zaferle sonlandırarak Anadolu’yu işgalcilerden temizliyor ve SEVR Antlaşmasını yırtıp işgalcileri LOZAN ANTLAŞMASINI imzalamak zorunda bırakıyordu. Böylece, Avrupa’nın Türkleri yok etme planını bir kez daha bozuluyordu.

  1. II. Dünya Savaşı’nın tüm dünyada yarattığı ağır can kayıpları ve birçok kentin ağır hasar görmesi nedeniyle, sıcak savaşlara karşı büyük tepki oluşmuştu.

Ne var ki ülkelerini sömürü düzeni ile yöneten ülkeler, bu kez yeni bir savaş modeli yaratmıştı. Bunun adı, “Soğuk Savaştı.”

O yıllarda liselerde okutulan Askerlik dersinde “Soğuk Harp” şöyle anlatılıyordu; “Sömürgeci ülke, sömüreceği ülke halkını lüks tüketime alıştırır ve üretimden kopartılan ülke dış alımlar nedeniyle ekonomik olarak çöker ve İMF gibi kuruluşlardan borç alarak ayakta kalmaya çalışır. Sonuçta amacına ulaşan Sömürgeci ülke, o ülkenin öz kaynaklarına el koyar.”

  1. 1949-1950 yıllarında ABD, “Soğuk Harp’in” bir sömürü modeli olarak   Marshall Yardımı uygulamasını başlatır. Bu yardımı alan Türkiye gibi ülkeler Dünya Bankası ile İMF’den dış yardım alarak yaşamını sürdürmek zorunda kalmış ve ekonomik özgürlüklerini yitirmişlerdir.  
  2. 1972 Yılında ABD’li emekli bir askeri strateji uzmanı makalesinde şunları yazıyordu;

“ABD halkının yaşam seviyesi giderek yükselmektedir. Bundan sonra yönetime gelecek devlet başkanlarının en önemli görevi, halkın bu yaşam seviyesini daha da yükseltmek olacaktır. Bunu sağlamak için gerekli olan enerji kaynakları ise, Türkiye-Suriye-Irak topraklarında bulunmaktadır. Ancak bu bölgede giderek büyüyen ve güçlenen Türkiye, ABD çıkarlarının önündeki en büyük engeldir. O nedenle, önümüzdeki 50 yıl içerisinde Türkiye-Suriye-Irak üçgeninde ABD’e bağımlı bir Kürt Devleti’nin kurulması şart olmuştur.

  1. 27 Mayıs 1960, 12 Eylül 1980 askeri darbeleri, 28 Şubat’taki şeriatçı müdahale, ülkemize hiçbir yarar sağlamadığı gibi demokrasimizin gelişmesini de bilinçli bir şekilde engellemiştir. 12 Eylül Darbesi sonrası, CIA’nın Türkiye Şefi olan Paul Henze ’nin, ABD Başkanı Jimmy Carter’a “Bizim çocuklar başardı” şeklinde bilgi iletmiş olması da sanırım çok şeyi açıklamaya yeter.
  2. 2001 yılında İktidarda Bülent Ecevit Başkanlığındaki DSP, ANAP ve MHP’nin oluşturduğu Koalisyon Hükümeti vardır. Bu sırada artık her on yılda bir yaşanmasına alıştığımız ekonomik krizlerinden birisi patlamıştır. Başbakan Bülent Ecevit de ağır sağlık sorunları ile uğraşmaktadır. Krizi çözmek üzere Türkiye’de o güne kadar adı bilinmeyen Dünya Bankası’nda görevli ekonomist Kemal Derviş Türkiye’ye gönderilir.

Ağır kemer sıkma politikaları ile ekonomi toparlanır. Bülent Ecevit’in sağlığı da kısmen düzelmiş ve görevine dönmüştür.

Koalisyon Hükümeti tam düzlüğe çıkmışken, Kemal Derviş erken seçim çağrısı yapar.

Anlaşılmaz bir şekilde bu çağrıya sahip çıkan MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin desteği ile erken seçime gidilir ve seçim sonrası DSP, ANAP ve MHP baraj altında kalırken, bir yıllık geçmişi olan AKP tek başına iktidara gelir.

  1. AKP’nin tek başına iktidara geldiği yıllarda daha önce Ecevit Hükümeti’nin reddettiği, “ABD’nin Türkiye toprakları üzerinden IRAK’a müdahale talebi” için onaya sunulan teskere bu kez de TBMM tarafından reddedilmiştir. O tarihlerde ABD’ nin Ankara Büyükelçisi olan Robert Pearson, 23.03.2003 tarihinde Washington’a gönderdiği gizli bir belge de (Kaynak; Wikileaks Belgeleri) 1 Mart Teskeresi’nin reddinde Türk Genel Kurmayının etkisi olduğunu belirtiyor ve ABD’nin Türkiye’deki çıkarlarının sağlıklı yürütülebilmesi için Türkiye’nin kısa sürede tek kişinin kararlar alacağı “Başkanlık Sistemine geçmesi gereklidir” diye yazıyordu.
  2. Bu süreçte Fetullah Gülen liderliğindeki tarikatta giderek güçlenmiş ve önemli devlet kurumlarında hâkim duruma gelmişti. Düzmece senaryolarla Devletin güvenliği olan Genel Kurmayın gizli belgeleri ele geçirilmiş, Ergenekon ve Balyoz Davaları ile Türk Ordusu’nun komuta kademesi dağıtılmış ve çok sayıda bu ülkenin sevdalısı komutan ordudan kopartılmıştı
  3. Daha sonraki yıllarda ABD tarafından yönlendirilen bir terör örgütü olduğu anlaşılan FETÖ Örgütü’nün 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi ise, hala tam çözülemediği gibi gerçekten bir darbe girişimi miydi? Yoksa ABD yanlısı bir yönetim biçiminin önünü açmak mıydı? Hala tartışılmaktadır.
  4. Türkiye demokrasisine en büyük darbe Anayasa Referandumu ile vurulmuştur. Bugün yaşadığımız tüm olumsuzlukların alt yapısı, 16.04.2017 tarihinde yapılan Anayasa Değişikliklerini içeren Anayasa Referandumu ile hazırlanmıştır.

Bu referandumda, Anayasa’nın başta ülkemizin yönetim biçimini değiştirecek çok önemli maddesi ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu (HSYK) Siyasi İradenin güdümüne sokacak Anayasa Değişiklileri oylanmıştır.

Oylamanın bitmesine bir saat kala, YSK yaptığı açıklama ile akıl almayacak bir şekilde mühürsüz oyların geçerli sayılacağını duyurmuştur.

Aydın geçinen bir takım bilinen isimlerin, “EVET ama YETMEZ” diyerek destek verdiği Referandumda “EVET” oylarının fazla çıkması ile Türkiye, tek kişinin verdiği kararlarla yönetilecek “Türk tipi Cumhurbaşkanlığı Sistemine” ve HSYK’nın dolayısıyla YARGININ Cumhurbaşkanı’nın kontrolüne girdiği bir düzene geçmiştir.

SONUÇ;

Yukarıda onbir madde de özetlediğim bu tarihi süreçte yaşananlar değerlendirildiğinde, bugün yaşadığımız demokrasiyi askıya alan uygulamaların yönetimsel siyasi hataların ötesinde, BOP Projesinin Türkiye ayağının uygulamaya konulduğu endişelerini artırmaktadır.

2004 yılında ABD Başkanı GEORGE BUSH tarafından uygulamaya sokulan ve Ortadoğu ülkelerinin sınırlarını yeniden belirlenmesini içeren, kısaca bu bölgede ABD çıkarlarını gerçekleştirecek düzenlemeler olarak özetlenecek Büyük Orta Doğu Projesi (BOP), bölgemizdeki Irak, Mısır, Suriye hatta Libya’da başarıya ulaşmış ve bu ülkeler çıkarılan iç savaşlarla darmadağın edilmiş ve ABD güdümündeki yönetimler işbaşına getirilerek rahatça sömürülecek duruma getirilmişlerdir.

Ama inanıyorum ki, Türkiye üzerinde de kurgulanmaya çalışılan bu kirli oyun başarıya ulaşamayacaktır.

Çünkü Türkiye bir Arap veya bir Ortadoğu ülkesi değildir.

Bu ülke, hala Mustafa Kemal Atatürk’ün temellerini attığı Hak-Hukuk-Adalet temeline dayalı, özgür yaşamayı benimsemiş bir çoğunluğa sahiptir.  

Şurası unutulmamalıdır ki, iktidarı ve muhalefeti ile tüm partilerin bu tehlikeli oyuna birlikte karşı çıkması zorunludur.

Her kim siyasal çıkarlar adına bu oyuna karşı çıkmazsa, tarih onları bu planın parçası olarak kaydedecektir.

Yüzbinlerce şehit kanı ile sulanarak vatan yapılmış bu topraklara sahip çıkmak hepimizin görevi olmalıdır.

Huzurun hâkim olduğu bir Türkiye dileklerimle iyi haftalar.

Yorum Yap

* Güvenlik gereği ip adresiniz saklanmaktadır. 3. şahıslara kesinlikle paylaşılmamaktadır.