CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel, önceki gün TBMM’de parti grubunda konuşurken, tartışmalı bir mahkeme kararıyla genel başkanlık koltuğunda oturan Kemal Kılıçdaroğlu ise yeni MYK üyelerini açıklıyordu.
Butlan kararını kabul ederek genel başkan olduğunu iddia eden Kılıçdaroğlu, parti grubunda yoktu yani.
Olmalı mıydı?
Kişisel kanaatim, tıpkı Özgür Özel’e desteğini açıklayan İYİ Parti Genel Başkanı Musavat Dervişoğlu’na yöneltilen, “Kılıçdaroğlu ile görüşecek misiniz?” şeklindeki soruya verdiği, “Ben gücünü milletten almayan hiç kimseyi muhatap kabul etmem.” cevabındaki gibi; bir tarafta seçilmiş, bir tarafta atamayla koltuk işgal etmiş bir kişinin milletime vereceği bir şey olmadığını düşünüyorum.
Dolayısıyla o kürsüde konuşma hakkının Özgür Özel’de olduğuna inanıyorum.
Önceki günkü görüntüde, Cumhuriyeti kuran partide iki başlı bir görüntü vardı.
Mutlak butlan kararı elbette bir mahkeme kararı ama her mahkeme kararı için “hukukidir” diyebiliyor muyuz?
Diyemiyoruz ki!
Üzerinden 65 yıl geçmiş olmasına rağmen bu ülkenin Başbakanı’nı ve iki bakanını darağacına gönderen mahkeme kararlarını kabul edemiyoruz.
Etmemeliyiz de...
Doğru olmadığı gibi hukuki de değildi zira.
Tıpkı muhtıra dönemine ait Üç Fidan’ın idam kararlarının yanı sıra, 12 Eylül cuntacısı Kenan Evren’in “Asmayalım da besleyelim mi?” demesinin ardından gelen Erdal Eren ve Mustafa Pehlivanoğlu gibi gençlerin idam kararları gibi.
Sahi, biz ne yaşıyoruz böyle?
Ata’mızın bize miras bıraktığı 103 yıllık Cumhuriyet’te yaşananları kaç kişi içine sindirir bilemedim.
Bana ağır geliyor, o kadarını söyleyeyim.
Kılıçdaroğlu ile 45 yıla yakındır yol yürüyen Bülent Kuşoğlu’nun, T24’te Cansu Çamlıbel’e verdiği röportajı okudunuz mu bilmiyorum ama okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
Mutlak butlan kararını “Devlet Aklı” olarak yorumluyor Kuşoğlu ve yaşananları Osmanlı’nın son dönemlerinde iktidara gelen İttihatçıların uygulamalarıyla ilişkilendiriyor.
Özgür Özel’in iddia ettiği gibi Bülent Kuşoğlu’nun meşruti monarşiyi mi önerdiğini anlamakta güçlük çektim ama Kuşoğlu’nun AK Parti iktidarının uygulamalarını İttihatçıların uygulamalarıyla ilişkilendirmesi nedeniyle Özgür Özel’in endişelerine katılmamak elde değil.
Peki nedir bu meşruti monarşi?
Meşruti monarşi (veya anayasal monarşi), hükümdarın (kral, padişah vb.) yetkilerinin anayasa ve halk tarafından seçilen bir meclis tarafından sınırlandırıldığı yönetim biçimidir. Tek kişinin mutlak egemenliği (mutlak monarşi) yerine, yönetim yetkisi hükümdar ile halkın temsilcileri arasında paylaşılır.
Bize demokrasiyi yakıştırmamış olan ABD Büyükelçisi Tom Barrack da monarşiden falan söz etmişti, hatırlarsanız.
“Hadi oradan” diyelim ve bu bahsi kapatalım. “Şimdi ne olacak?” sorusuyla önümüzdeki süreçte nelerin yaşanabileceğini anlamaya çalışalım.
Bülent Kuşoğlu’nun da işaret ettiği gibi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi bir sorun olarak ortada duruyor ve Erdoğan sonrası Türkiye, “Nasıl bir Türkiye olacak?” sorusunu akla getiriyor.
Kuşoğlu, T24’teki röportajında bu sistemle Cumhurbaşkanı’na tanınan yetkileri Erdoğan sonrası kimsenin kullanamayacağını, daha doğrusu kullanmaması gerektiğini anlatıyor bir anlamda.
Kuşoğlu’nun “Devlet Aklı” olarak adlandırdığı yapı, o yetkilerin kullanılmaması adına İmamoğlu’nu bir tehlike olarak mı görüyor ve ülkemde yaşananlara bu tür bir endişe mi neden oluyor acaba?
Soru şu:
Bütün bunlara “deli saçmalığı” mı demeliyiz, yoksa dikkate mi almalıyız, bilemedim.
HANCIOĞLU VE MYK
Kemal Kılıçdaroğlu’nun MYK listesini açıkladığına dair bilgiyi yazının başında vermiştik, hatırlarsanız.
Ve fakat...
Açıklanan MYK listesinde, butlan kararı verilen 38. Kurultay öncesi Kılıçdaroğlu döneminin Genel Sekreteri Neslihan Hancıoğlu’nun listede olmaması, Samsun’un yanı sıra ülke kamuoyu için de sürpriz bir sonuç olarak kabul edildi ancak ben bu sonucu bekliyordum aslında.
Hancıoğlu, PM’de görev alabileceğini ama MYK’da görev almayacağını, bu konudaki bir sorumu cevaplarken bizzat bana söylemişti.
Ancak Hancıoğlu, MYK’da görev almayacağını kararı yanlış bulduğu için söylemiyor. Aksine, mutlak butlan kararıyla kurultayın sakatlandığını iddia ederek MYK’da görev almama nedenini şu an için Ankara’da yaşamıyor olmasına bağlıyor.
Merak edenler için durum bundan ibarettir yani.
***
ERCAN DEMİREL DE BIRAKTI BİZİ
50 yıl önce, Günaydın Gazetesi Samsun Muhabiri Ferruh Çetin’e çıraklık ettiğim yıllarda tanımıştım Ercan Abi’yi.
O zamanlar Samsun Esnaf ve Sanatkârlar Kredi Kooperatifi’nde rahmetli Avni Çınaroğlu’nun yardımcısıydı. Ancak Ercan Abi ile samimiyetimiz, onun Samsun TSO’da başkan yardımcısı olduğu, benim de Dünya Gazetesi’nde Samsun Bölge Temsilcisi olarak görev yaptığım 1992 yılında başlamıştı.
Hatırlarsanız o yıllarda Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (KEİB) kurulmuştu. Herkes teşkilatın merkezinin nerede olacağını merak ediyordu. Samsunlular olarak KEİ’nin merkezinin Samsun’da kurulması gerektiğini savunuyorduk.
Trabzonlular da merkezin Trabzon’da kurulması gerektiğine inanıyorlardı.
Dünya’daki köşemde “Bence Samsun’da olmalı” derken, Trabzon temsilcisi Selahattin Gurbetli ise Trabzon’u işaret ediyordu.
“Sezar’ın hakkı Sezar’a” başlıklı yazımda, Samsun nüfusunun yüzde 40’ını Doğu Karadeniz’den ve özellikle Trabzon’dan göç ederek Samsun’a yerleşenlerin oluşturduğunu, o insanların Trabzon’da aradıklarını bulamadıkları için Samsun’a göç ettiklerini, dolayısıyla KEİB’nin merkezinin Samsun olması gerektiğini belirtmiştim.
Ercan Abi, bu yazım üzerine gönderdiği mektupta, yıllar önce Rize’den Samsun’a göç etmiş bir ailenin ferdi olarak bana hak verdiğini ifade etmiş, o tarihten sonra dostluğumuz artarak sürmüştü.
Çok zeki bir adamdı. Konulara çoğu kez esprili yaklaşımı da bu zekâsının ürünüydü aslında.
Pazar günü sevenleri tarafından son yolculuğuna uğurlandı Ercan Abi.
Huzur içinde uyusun. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.
