Geçen gün bir etkinlikte fark ettim; sahnede harika bir performans var, ışıklar büyüleyici, atmosfer tek kelimeyle eşsiz. Ama önümdeki kalabalığa baktığımda gördüğüm tek şey, havaya kalkmış yüzlerce telefon ekranıydı. İnsanlar o anı gözleriyle değil, telefonlarının mercekleriyle izliyorlardı.
Bir tasarımcı olarak görsel dünyanın gücüne inanırım. Ama artık bir sorunumuz var: Yaşadığımız anın tadını çıkarmak yerine, o anın "kanıtını" toplamanın peşine düştük.
Görüntü Var, His Yok
Eskiden bir konsere gittiğimizde, bir manzaraya baktığımızda o duygu içimize işlerdi. Zihnimiz o anı tüm duyularıyla kaydederdi. Şimdi ise ilk refleksimiz telefonu çıkarıp kayda girmek. "Bunu sonra izlerim" diyoruz ama dürüst olalım; galerideki o binlerce videoyu kaç kez açıp gerçekten izledik?
Biz aslında o anı yaşamıyoruz; biz o anın "editörlüğünü" yapıyoruz. En iyi açıyı bulmaya çalışırken müziği duymuyoruz, ışığı ayarlarken rüzgarı hissetmiyoruz. Sonuçta elimizde 4K bir video kalıyor ama ruhumuzda koca bir boşluk...
Başkaları İçin Biriktirilen Anılar
İşin daha acı tarafı, bu kayıtların çoğunu kendimiz için de yapmıyoruz. "Bakın ben buradayım, ne kadar eğleniyorum" demek için, yani başkalarının onayını almak için yaşıyoruz. Kendi hayatımızın hem başrol oyuncusu hem de kameramanı olduk ama seyirci koltuğunda hep "başkaları" oturuyor.
Bir yemeğin tadına bakmadan önce fotoğrafını çekmek, bir tatilin huzurunu değil de fotoğrafının ne kadar "estetik" duracağını düşünmek... Biz anılarımızı biriktirmiyoruz, anılarımızı dijital vitrinlere meze ediyoruz.
Hafızayı Makinelere Devretmek
Bilimsel bir gerçek var: Bir anın fotoğrafını çektiğinizde, beyniniz o detayı hatırlamak için daha az çaba sarf ediyor. Çünkü o görevi telefona devrediyor. Yani biz her deklanşöre bastığımızda, aslında kendi hafızamızdan bir parçayı siliyoruz.
20 yıl sonra bugüne baktığımızda, elimizde çok net dijital dosyalar olacak belki ama o anın kalbimizde bıraktığı sızıyı, o kokuyu, o gerçek heyecanı hatırlamakta zorlanacağız. Çünkü o sırada biz "kayıttaydık".
Lenssiz Bir Bakış Deneyin
Bence artık biraz "dijital körlükten" kurtulma vakti. Bir sonraki sefere güneş batarken ya da sevdiğiniz bir şarkı çalarken telefonunuzu cebinizden çıkarmayın. Sadece bakın. Sadece dinleyin. O anın, hiçbir filtrenin güzelleştiremeyeceği o doğal kusurlarını iliklerinize kadar hissedin.
En iyi kayıt cihazı hala insanın kendi zihnidir ve onun çözünürlüğü, hiçbir teknolojiyle kıyaslanamaz. Hayatı kaydetmeyi bırakıp, içinde yaşamaya ne dersiniz?