Umut Oran 2008 yılı nisan ayı sonunda yapılan CHP Olağan Kurultayı’nda genel başkan adayı olmuştu. Eşref Erdem destekliyordu. Kurultay için beni Ankara’ya davet eden Eşref Erdem Umut Oran’la Güniz Sokak’taki seçim için kullanılan ofiste tanıştırmıştı. Adı gibi “umut” doluydu. Siyaset sahnesine yeni çıkıyordu. Kurultayın kazananı Deniz Baykal olmuştu. Umut Oran siyasette 24. Dönem İstanbul Milletvekili, Parti Meclisi Üyesi, CHP Genel Başkan Yardımcısı ve 2014-2018 yılları arasında Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı. Yolu Samsun’a ve Karadeniz Bölgesi’ne düştüğü zaman arar ve buluşuruz.
CHP’de son yaşanan konuyla ilgili görüşlerini dostları ile paylaştı.
Bende okuyucuların bilgisine sunuyorum:
“Belli bir süredir, eskisi gibi siyasette aktif bir görevim yok ama kenarda olmakla beraber partimi yakından takip etmeye çalışıyorum.
Futboldan alışığım böyle durumlara; bazen sahada, bazen kenarda ama kalbim her zaman ülkem, halkım, partim için çarpıyor.
Keşke daha iyi bir Türkiye olabilse, keşke daha refah ve mutlu bir toplum olunabilse.
Bunları düşünüp, yaşananlara tanık olmak beni oldukça üzüyor, derinden yaralıyor.
Evet, Türkiye’miz ve Cumhuriyet Halk Partisi, yine olağanüstü bir dönemden geçiyor. Ankara Bölge Adliye Mahkemesinin verdiği “mutlak butlan” kararı, doğru bulsak da bulmasak da, hukuki sonuçlar doğurdu. CHP Üst Yönetimi, 38.Olağan Kurultay öncesine döndürüldüğü için daha önce hiç yaşanmamış bir durumla karşı karşıyayız: Aynı anda iki Genel Başkan, iki Parti Meclisi ama daha önemlisi aynı parti çatısı altında artık iki farklı blok var.
Görünen o ki, her iki bloğunu en keskinleri, bir diğerini yok sayma, tek gerçek olarak kendi varlıklarını görme eğilimindeler. Bir taraf Sayın Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkanlığını hakaret dolu sözlerle reddederken, diğer taraf da Sayın Özgür Özel’i Manisa Milletvekili olarak tanımlayıp, aşağılayıcı ifadeler kullanıyorlar.
Blok içi paydaşlar tarafından alkışlanabilecek bu iki zıd duruş, sadece CHP kimliğiyle meseleye yaklaşınca birbirinin aynısı olan 2 yanlış olarak görülüyor. Zira kabul edilse de edilmese de Sayın Kılıçdaroğlu CHP’nin Genel Başkanı ve kabul edilse de edilmese de Sayın Özgür Özel, 2023’ten beri CHP’nin Genel Başkanı.
Ancak siyaset boşluk da kabul etmiyor. İki bloğun birbirini yok sayan keskin tavırları arasında işsizler, geleceksizlik, umutsuzlar, yoksullar da sistemin çarkları arasında eziliyorlar. Bu adaletsiz düzende var olamayan insanlar gözlerini, kalplerini, umutlarını CHP’ye çevirmeye, umudu CHP’den beklemeye devam ediyorlar.
O halde CHP içindeki iki bloğun her ağır sözünün bu insanları kırdığını, her yok saymanın aslında bu güzel insanları ezdiğini özelliklede gençlerin geleceğini kararttığını fark etmek zorundayız. Bir kez CHP’nin sadece çatışan iki bloktan ibaret olmadığını anlarsak çözüme ulaşmak da mümkün hale gelir.
Biliyorum ki gözünü hırs bürümüş söylemlerin, ezip geçelim nidalarının, ya hep ya hiç öğütlerinin çokça alıcı bulduğu dönemlerde sakin olmayı, adil olmayı, akil olmayı, dayanışma içinde olmayı önerenler pek sevilmezler. Ama ben sevilmemek pahasına gerçeği söylemek zorundayım: Durun! Attığınız yumruk da vurduğunuz çene de bizimdir. Sağ elinizle vurduğumuz bağır bizimdir. Gözüm görmesin dediğiniz yüz bizimdir. Bu kavgada vuran da vurulan da bizimdir ve kavga ortak akılla çözülmezse kaybedecek olan da yine biziz.
Bu anlamda, kendi bakış açılarına göre haklı oldukları konular olan her iki bloğu sakin olmaya, karşılıklı gerilim yükseltici açıklamalardan uzak durmaya, ellerindeki tüm kanalları kullanarak birbirleriyle iletişim kurmaya ve CHP’yi en az zararla bu sürecin dışına çıkarmaya davet ediyorum.
Ömrünü Cumhuriyet Halk Partisi’ne vermiş olan her yaştan Cumhuriyet çocuğunu da kardeş kavgasının tarafı ve kışkırtıcısı olmak yerine, CHP’nin tarafı olarak, uzlaşma talebini her platformda yükseltmeye davet ediyorum.
CHP, herkese yetecek kadar büyük bir partidir.
CHP’liler her sorunu aşacak kadar yüce gönüllü insanlardır.
Cumhuriyetimizin ve CHP'mizin kurucusu, aziz Atatürk'ün en büyük öğretilerinden biri:
"en karanlık zamanlarda dahi umutsuzluğa teslim olmamak, morali ve mücadele azmini korumak" olmuştur. Çünkü tarih; zorluklar karşısında yılgınlığa kapılanların değil aklını, cesaretini ve inancını koruyanların yazdığı bir eserdir.
Atatürkçülük, kriz anlarında paniğe değil akla, karamsarlığa değil umuda, teslimiyete değil mücadeleye sarılmaktır.
Ve bunu Atatürk’ün şu sözü çok iyi özetler:
“Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”
Ben, ortak akılla, sabır ve aklı-selimle her sorunu çözebileceğimize inanmaya devam edeceğim.
Dayanışma duygularımla,”