Coğrafyamızda yaşanan birçok sorunun ana kaynağı, bölgemize özgü pusu kültürünün bir ürünüdür.
CHP’nin başına bela olan “butlan” kararı ve sonrasında yaşananlar, bölgemize özgü pusu kültürünün ürünü gibi duruyor.
Peki nedir bu pusu kültürü?
Yapay zekâ pusu kültürünü şöyle tarif ediyor:
Pusu kültürü, sorunların veya hesaplaşmaların açık, mertçe ve yüz yüze (örneğin düello gibi) çözülmesi yerine; gizliliğe, kurnazlığa ve rakibin savunmasız anını beklemeye dayalı toplumsal veya örgütsel bir davranış biçimidir.
Sosyal, politik ve kurumsal hayatta belirginleşen temel dinamikleri şunlardır:
Aleni Olmama: Çatışma fikri açıkça ilan edilmez. Amaç, karşı tarafa önlem alma fırsatı vermemek ve rakibi gafil avlamaktır.
Bekleme ve Gözlem: Sorun anında çözülmez; kin, hınç veya rövanşist duygularla bastırılıp uygun zaman kollanır. Rakibin en zayıf veya en ihmalkâr olduğu an beklenir.
Değer Yargısı: Bireysel veya toplumsal bazı yaklaşımlarda pusu kurmak zekâ veya kurnazlık olarak görülüp yüceltilebilirken, bazen de ahlaki yozlaşma ve korkaklık olarak değerlendirilir.
Pusu kültürü tarifindeki en ilginç kısım bence; sorunun anında çözülmemesi, kin, hınç ve rövanşist duygularla bastırılıp uygun zamanın kollanması ve rakibin en zayıf hâlinin beklenmesi gibi ifadelerdir. Bu ifadeler, yaşanan sürecin kısa tarifi gibi olmuş sanki.
Dün CHP’de en üst karar mercii olarak görülen Parti Meclisi toplanacaktı. Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibinin partiden atmak istedikleriyle ilgili taleplerin de görüşülmesi bekleniyordu.
İki kutuplu bir CHP oluştu, biliyorsunuz.
Bir tarafta seçilmiş Genel Başkan Özgür Özel ve ekibi varken, diğer tarafta da “mutlak butlan” olarak bilinen mahkeme kararıyla koltuğa oturtulan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi var.
Parti Meclisi de ikiye bölünmüş durumdaydı.
PM’de çoğunluğun Özgür Özel lehine olduğu da biliniyordu.
Dünkü PM toplantısı öncesinde Kılıçdaroğlu’nun atadığı MYK, aralarında TBMM Grup Başkanvekilleri Gökhan Günaydın ve Ali Mahir Başarır’ın da bulunduğu 9 milletvekilinin “kesin ihraç” istemiyle Yüksek Disiplin Kurulu’na sevkini kararlaştırdı.
Kılıçdaroğlu’nun “butlancı MYK’sı”, bu kararı üstelik tedbirli olarak aldığını duyurdu. Butlancıların partiden atmak istedikleri 9 milletvekilinden 4’ünün PM üyesi olmaları nedeniyle PM’ye katılamayacak olmaları, PM’deki çoğunluğun bir anda butlancıların lehine dönmesine yol açtı.
Partiden ihracı istenen ve 4’ü PM üyesi olan isimlerle ilgili karar “tedbirli” olarak alındığı için, en üst karar mercii olan PM’de kendilerini savunma imkânı da ortadan kalkmış oldu.
Özel ekibi ise karşı bir hamleyle 28 PM üyesinin noter onaylı istifalarını CHP Genel Merkezi’ne ileterek, daha önceki görevlendirmeler ve istifalar nedeniyle 75 kişiden 57 kişiye gerilemiş PM’deki üye sayısının 40’ın altına düşmesini sağladı.
Ki CHP’nin eski ve yeni tüzüğü, PM’deki üye sayısının üçte iki oranının altına düşmesi hâlinde 45 günlük süre içinde kurultaya gidilmesini şart koşuyor.
İhracı istenen ve 4’ü PM üyesi olan 9 milletvekili için MYK’dan çıkan karar tedbirli olarak alınmamış olsaydı, büyük ihtimalle PM’den geri dönecekti.
Kaldı ki CHP tüzüğü; milletvekilleri ve büyükşehir belediye başkanları gibi üyelerin disipline sevki ve ihracına ilişkin kararların ancak PM tarafından alınabileceğini hükme bağlamışken, butlancılar “Tüzüğü biz böyle yorumluyoruz” diyerek milletvekillerinin ihracını, il ve ilçe başkanlarının disiplin süreçleriyle ilgili tüzükteki “Acil Durum” başlıklı maddeye dayandırmak istiyorlar.
Butlan kararı ve ardından oluşmuş CHP MYK’sının kendisi tartışma konusuyken, Kılıçdaroğlu ve yönetimi bizzat “butlan” durumundayken alınan bütün kararların yok hükmünde olduğu ileri sürülebilir. Ancak butlancı MYK’nın aldığı bu son ihraç kararını pusu kültürünün ürünü olarak yorumlamayalım da nasıl yorumlayalım, bilemedim.